Kalemini bıraktı ve başını şiirine koyup uyudu. Artık karar vermişti, şair olmak ona göre değildi.

Alp on üç yaşında sekizinci sınıfa giden bir çocuktu. Edebiyata meraklıydı, iki yıldır şiir yazıyordu fakat yazdığı şiirlerin hiç birini beğenmiyordu. Ailesi ona gelecekte iyi bir şair olacağını ve yazdığı şiirlerin güzel olduğunu söylüyordu. Alp ise şiirleri için tam tersini düşünüyordu.

Çalar saatinin alarmıyla kalktı. Bugün dershanede deneme sınavına girecekti. Sınavdan sonra arkadaşları evine geleceklerdi ve hep beraber film izleyeceklerdi.

Sınavda dikkati dağılıyordu. Önünde oturan Kerem’in ayağını sallaması, sınav gözetmeninin sınıfta yürümesi ve kâğıt hışırtıları dikkatini dağıtmaya yetiyordu. Sınavı zar zor tamamladı. Sınav kitapçığını ve optik formunu sınav gözetmenine verdi. Annesi ve arkadaşlarının onu beklediğini gördü ve yanlarına hızlıca gitti.

Eve geldiklerinde arkadaşlarıyla film seçmeye başladılar. Kimse kimsenin seçtiğini izlemek istemiyor, herkes farklı bir filmi izlemek istiyordu. O sırada kapı çaldı, pizza siparişi gelmiş olmalıydı. Alp salondaki kargaşadan çıkarak kapıdaki pizzayı aldı. Pizzayı tabaklara koymak için mutfağa götürdü. Annesiyle birlikte tabaklara koydular. Salona gittiğinde arkadaşı Kerem sehpanın üstünde duran şiir defterini almış, Alp’in şiirlerini yüksek sesle Salih ve Mehmet’ e okuyordu. “Hadi ama Kerem! Daha içeri gideli on dakika olmadı. Ne ara okumaya başladın da son şiire geldin?” dedi dalga geçerek Alp. “Onu boş ver de şiirlerin çok güzel, bence yazmaya devam edip bunları bir kitap yaptırmalısın” dedi Kerem. Salih ve Mehmet’te Kerem’in düşüncesini onayladılar. “Eh, sizin için denerim o zaman” dedi Alp.

Dört arkadaş bulmak biraz zor olsa da ortak bir film açtılar. Filmi izleyip pizzalarını yediler. Film bitince artık gitme vakti gelmişti. Saat çok geç olmuştu. Alp arkadaşlarını uğurlayıp odasına gitti. Yatağına sırt üstü uzandı ve ellerini başının altına koyup düşüncelere daldı.

Uyandığında saat sabah altıydı, akşam uyuya kalmıştı. Çalışma masasına oturdu ve masa lambasını açtı. Şiir yazmaya başladı. Bir saat, iki saat, üç saat, dört saat… Zaman akıp gidiyordu. Alp şiir yazmayı bıraktığında öğlene geliyordu. Hızlıca bir şeyler atıştırıp arkadaşlarını aradı, onlara hemen evlerinin orda ki parka gelmelerini söyledi.

Arkadaşlarının parka gelmesi kısa sürdü çünkü evleri parka yürüme mesafesindeydi. Arkadaşlarına sabah yazdığı şiirleri okudu. Kerem hepsinin fotoğrafını çekti. Alp o kadar mutluydu ki nedenini sorgulamadı.

Bir ay böyle geçip gitti. Alp her gün şiir yazıyor ve yazdığı şiirleri arkadaşlarına okuyordu. Bir gün Kerem elinde bir hediye paketiyle parka gelmişti. Paketi Alp’e uzattı ve “Bu senin için, umarım beğenirsin.” Dedi. “Ne gerek vardı şimdi buna Kerem?” dedi Alp. Hediye paketini açtı, içinde bir kitap vardı. Kitabın adı ‘Asla Pes Etme’ idi. Alp kitabı incelemeye başladı. Kitap bir şiir kitabıydı ve şiirler Alp’in şiirleriydi! Heyecanla kitabın kapağına baktı. Kitabın kapağında ‘Yazan: Alp Kara’ yazıyordu. Kerem fotoğrafını çektiği şiirleri bir araya getirerek bir kitap bastırmıştı.

“Çok teşekkür ederim Kerem, bu benim hayatımda aldığım en güzel hediye!” diye bağırarak Kerem’e sarıldı.

error: Yazılarımı sitemden takip edebilirsiniz, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu gereği yazılarım kopyalanamaz.