Serin bir yaz günüydü, esen rüzgar insanın iliklerine kadar işliyordu. Mehmet, rüzgara rağmen üç aydır büyütmeye çalıştığı karpuz fidesinin son durumuna bakmaya gidiyordu. En son gidişinde karpuz bir hayli büyümüştü.

Şimdi ise babasının bahçesinin önündeydi. İşte! Karpuz oradaydı. Hemen karpuzun yanına gitti, onu kaldırdı. Galiba yeterince büyümüştü. Onu koparıp evinin yolunu tuttu.

Bir zaman sonra Mehmet, susadığını fark etti. Yürümeye devam etti ve bir dere gördü. Taşlardan zıplaya zıplaya derenin ortasına kadar geldi. Nemli bir taşın üzerine oturdu. Bu nemli taş, düz ve etrafındaki taşlara göre büyükçe bir taştı. Hemen eğilip dereden su içti, su çok tatlıydı. Derenin şırıltıları insanın içini açıyordu. Mehmet’in aklına bir fikir gelmişti, cebinden çakısını çıkarıp karpuzdan bir parça kesti ve yedi. Etraf hemen karpuz kokmuştu.

Mehmet karpuz dilimini bitirince eve doğru yola koyuldu. Eve gelince karpuzunu annesi ile beraber yediler. Annesi, Mehmet’in karpuzunu çok beğendi.

Ne demişler? Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.

error: Yazılarımı sitemden takip edebilirsiniz, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu gereği yazılarım kopyalanamaz.