Ezgi, siyah düz saçlı ve bal rengi gözlere sahip çalışkan bir kızdı. Okuldaki yedinci sınıfların birincisi olan Ezgi, her türlü sürpriz sınavdan tam not alırdı.

Ders Matematik’ti. 7-A sınıfı bu dersi pek sevmezdi. Matematik öğretmenleri Hüsnü Öğretmen çok aksi, sinirli ve kırk yaşlarında bir öğretmendi.

Hüsnü öğretmen sınıfa elinde kâğıtlarla girince Ezgi dâhil bütün sınıftan yakarmalar yükselmeye başladı. Tabii bu yalvarıp yakarmalar Hüsnü Öğretmen “susmayanlardan yirmi puan kırarım!” deyince sona erdi.

Ezgi’yi ter basmıştı. Son bir haftadır derslerine çalışmamıştı. Çünkü dört gündür okul çıkışlarında arkadaşlarıyla bilgisayar oyunu oynamışlardı. Ayrıca bu sınavdan düşük not alırsa eğer bir daha bilgisayar oyunu oynamayı rüyasında bile göremezdi.

Hüsnü Öğretmen sınav kâğıtlarını dağıttı. Ezgi hızla sorulara göz attı. “Tamam, genel olarak yapabilirim. Eğer yapabileceklerimin hepsi doğru olursa geçer not alabilirim.” diye düşündü kaygıyla.

Yaklaşık yirmi beş dakika sonra Ezgi daha sadece bir soru yapabilmişti ve sadece on beş dakikası kalmıştı. Biraz düşündükten sonra aklına bir fikir gelmişti. Ama hayır, bunu yapamazdı. Ne olursa olsun kopya çekmeyecekti. Belki yan sırada oturan KareKök Sedat’tan bir soruya bakabilirdi. Yavaşça kafasını sola doğru çevirdi. Üçüncü soruya baktı, cevap yetmiş iki olacaktı. Ezgi cevabı sınav kâğıdına geçirdi.

Bir hafta sonra Hüsnü Öğretmen sınav notlarını açıkladı. Ezgi son anda yaptığı sorularla yetmiş almıştı. Bu not onu kurtarırdı. Ne de olsa bir sonraki sınavda hallederdi.

O gün Ezgi eve gittiğinde bir vicdan azabı yaşamaya başladı. “Acaba KareKök’ten kopya çekmekte büyük hata mı ettim?” diye düşünmeye başlamıştı. “En iyisi Gamze’ye danışayım, ne de olsa kankam” diye mırıldanarak telefonundan Gamze’ye mesaj attı;

-Gamze, ben Matematik sınavında KareKök’ten kopya çektim, ne yapacağımı bilmiyorum…

-Ezgi, bence durumu KareKök’e anlat, bence anlayış gösterip seni affeder. Ardından da beraber Hüsnü Öğretmen’ e söylersiniz. Hem biliyorsun, Hüsnü Öğretmen’in gözdesidir KareKök.

-Teşekkür ederim Gamze.

Ezgi telefonu çalışma masasına bırakıp yatağına yattı. Bir karar vermeliydi, ya KareKök’e durumu açıklayacaktı ya da vicdan azabıyla yaşamına devam edecekti. Vicdan azabı çok fena bir şeydi, sanki bir kurt içini kemiriyordu ve bu şekilde uyuması imkânsızdı. O zaman tek seçenek vardı KareKök’e durumu anlatacaktı.

Ezgi telefonunu açtı, kararı kesindi. KareKök’e mesaj atacaktı;

-KareKök, müsait misin?

-Yaa bütün sınıf bana böyle hitap ediyor. Sedat benim adım Sedaaaaaat!

-Peki, her neyse! Sedat, biri senden kopya çekse o kişiye ne yaparsın?

-Yine mi Ali benden kopya çekti yoksa?

-Hayır, bu sefer Ali değil, ben kopya çektim.

-Sen mi? Benim tanıdığım Ezgi kopya karşıtıdır.

-Ya olan oldu. Sınavdan önceki dört gün Ali, ben, Gamze ve Selin bilgisayardan turnuva yapıyorduk ve hiç ders çalışamadım.

-Hımmm, şimdi anlaşıldı. Peki bunu Hüsnü Öğretmen’e anlattın mı?

-Hayır, çok kızar.

-Yarın beraber anlatırız o zaman. Bir seferlik affeder. Ama bir daha benden kopya çekersen ben de affetmem.

-Tamam, teşekkürler.

Ezgi telefonunu kapattı ve başını yastığına koydu. Gözlerini kapadı ve uyuyakaldı.

—–o—–

-Ezgi! Kalk sabah oldu kızım! Okul kıyafetlerinle yatmışsın!

Ezgi zar zor gözlerini açtı, akşam uyuya kalmıştı. Yataktan doğruldu ve saate baktı. Olamaz! Geç kalmıştı! Hızlıca hazırlanıp okula doğru yola çıktı.

Okula koşarak gitmek zorunda kalmıştı. Çünkü okul servisini kaçırmıştı. Okul kapısına gittiğinde kapı kapalıydı, galiba o kadar geç kalmıştı ki kapılar kapanmıştı. Kapının önüne oturdu ve beklemeye başladı.

Yaklaşık otuz dakika sonra on üç numaralı servis okula girdi. Nasıl olurdu? On üç numaralı servis okula hep erken gelirdi. Kol saatine baktı, saat 08.00’di. Uyku sersemliği ile akrep ile yelkovanın yerini karıştırmış olmalıydı. Geç kalmamıştı aksine erken gelmişti. Ayrıca bu servis Gamze ve KareKök’ün (dili KareKök’e alışmıştı, Sedat demek çok zor geliyordu) servisiydi. Ezgi servisin arkasından okula doğru koştu. Gamze ve KareKök servisten indiklerinde nefes nefese bir Ezgi ile karşılaştılar.

“Ooooo, sen bu saatte okula gelir miydin Ezgi” diye dalga geçti Gamze.

“Of hadi geyik yapma da KareK-Pardon Sedat’la Hüsnü Öğretmen’ e gidelim!”

Ezgi ve KareKök koşarak Öğretmenler Odası’na gittiler. Şanslarına Hüsnü Öğretmen oradaydı. KareKök söz aldı;

“Öğretmenim, size bir şey söyleyebilir miyiz?”

“Tabii çocuklar”

KareKök durumu Hüsnü Öğretmen’e anlattı. Hüsnü Öğretmen KareKök’ü dışarı yollayıp Ezgi’ye nasihatte bulundu ve kopya çektiğini itiraf ettiği için onu affetti.

Ezgi dışarı çıktığında KareKök ve Gamze’nin onu beklediğini gördü.

“Eee, ne dedi?”

“Puanını kırdı mı?”

“Müdüre mi söyleyecekmiş?” sorularının ardından Ezgi onlara;

“Hatamı fark ettiğim için beni affetti, ama bir daha yaparsam affetmeyecekmiş” diyerek bütün soruları cevaplamış oldu. Ardından KareKök ve Gamze ile beraber sınıfa doğru yürüdüler.

Ezgi utançla kendi kendine bir söz vermişti; Bundan sonra asla kopya çekmeyecekti. Ayrıca önceliği dersleri olacaktı, bilgisayar oyunları ya da farklı şeyler değil.

 

Yazan: Betül Sayın

error: Yazılarımı sitemden takip edebilirsiniz, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu gereği yazılarım kopyalanamaz.