Sevgili Kendim

Sevgili Kendim,
Hayatın boyunca tüm insanlarla anlaşabilmek veya aynı düşünmek zorunda değilsin. İnsanlar fiziksel olarak farklı oldukları gibi düşünceleri açısından da farklıdırlar. Mesela bir arkadaşınla kavga etmen –sadece düşünce yönleriniz uyuşmadığında sözlerinizi kullanarak ettiğiniz kavgalar, öyle tekme tokat dalmak değil- normal, eğer hiçbir insanla kavga etmeseydin bak bu işte anormal olurdu. Düşünsene, herkesin senin gibi düşündüğünü! Eğer öyle olsaydı hayatımız çok renksiz ve sade olurdu.
Senin yaptığın veya söylediği şeyler sana normal gelebilir. Mesela bir arkadaşınla gelecekle ilgili hayaller kurarken daha önce benzer hayalleri başkasıyla kurmuşsundur. İşte başkası diye tanımladığım –isim vermiyorum sen anladın- kişi bu hayalleri duyunca üzülebilir. Hatta kendisini değersiz hisseder. Sana küçük bir tüyo: Herkesle empati kur, kötü bir geçmişin olan kişiye bile empati kur. İnsanlara duygularını belirt. Yoksa tabiri caizse odun gibi yaşarsın.
Tamam, sen duygularını aktarıyorsun diyelim. Lakin herkes aktarmıyor duygularını, içlerinde saklıyorlar. İşte empati kurman bu yüzden önemli. İnsanların içine sakladıkları duygularını da anlamalısın. Yoksa iletişim kurarken zorlanır, güçlü arkadaşlıklar kuramazsın.
İnsanlara sinirlendiğin zaman anlık kararlar verme. Mesela kitaplarda veya filmlerde olur ya “seni bir daha görmek istemiyorum!” derler. Sonra pişman olurlar. Fakat iş işten geçmiştir. Onu bir daha görmek istemediğini söylediği kişinin kalbi kırılmıştır bir kere, geri onarmak çok zordur…
Sen, sen ol ve insanları önemse! Daima empati kur! İnsanlara duygu ve düşüncelerini anlat. Gör bak, bunları uygularsan yanlış anlaşılma veya acabaların olmayacak.
Seni En İyi Anlayan Kişi, Kendin…

Siz ve Sivrisinek

Gece yarısı…

Gün boyu çalışmışsınız ve inanılmaz derecede yorgunsunuz…

Yatağınıza yavaşça yatıyorsunuz…

Yatak o kadar rahat geliyor ki o yorgunluğun üstüne…

Uykuya dalmaya çalışıyorsunuz fakat aklınız işinizde kalmış…

Acaba Pazartesi günü olacak toplantı nasıl geçecek?

Bir sağa, bir sola dönüyorsunuz…

Rahat bir pozisyon bulup uykuya dalıyorsunuz…

O sırada, hayattaki en gıcık olunan seslerden birini duyuyorsunuz; “VIIIIIIIIIIIIZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZ”

İçinizden küfretmek geliyor ve kendinizi zor tutuyorsunuz…

Elinizi havada sallıyorsunuz sivrisinek gitsin diye…

Gidiyor da ama sadece bir süreliğine, beş dakika sonra yine başınızın üstünde beliriyor…

Olaya şimdi sivrisineğin gözünden bakalım mı?

Gün boyu karnını doyurmak için yatağın sahibini bekliyor…

Akşam oluyor ve eveeet! Yatağın sahibi geliyor…

Yatağına yatıyor ve bir sağa bir sola dönüyor…

Sivrisinek karnını doyurmak için yatak sahibinin uykuya dalmasını bekliyor sabırsızca…

Sabretmek onun için çok zor…

İştahı zirveye ulaşmış el sallıyor…

Gün boyu beklemiş, daha bekleyemeyebilir…

İşte, yatağın sahibi uykuya dalmış olmalı…

Sivrisinek yatağa doğru yaklaşıyor…

Kanatlarını çırparak çıkardığı ses (yani bizim dediğimiz şekilde vızıltı) yatak sahibini rahatsız etmiş olmalı ki elini havada sallamaya başlıyor…

Dikkatli olmalı ki darbe almamalı…

Yatak sahibine doğru birkaç hamle daha yaptıktan sonra onu rahat bırakıyor…

Yaklaşık on-on beş dakika sonra horlamalar geliyor…

Demek ki yatak sahibi uyumuş olmalı…

“Allah’ım sonunda uyudu, artık karnımı doyurabilirim” diye düşünüyor…

Mekân sivrisineğe kalıyor…

Oooh, gel keyfim gel…

Sivrisinek sadece karnını doyurmaya çalışan bir hayvan…

Siz de rahat bir uyku çekmek isteyen bir insansınız…

Sizce sivrisinek mi haklı yoksa siz mi haklısınız?

Yazan: Betül Sayın

Küçük Bir Çocuk Olmak

Küçük bir çocuk olmak çok farklı bir şey, olumlu anlamda farklı. Çünkü genellikle çocukların en büyük dertleri; oyuncaklarının kaybolması, toplarının patlaması gibi şeyler oluyor. Küçük çocuklar hayatın gerçeklerini farkında değiller. Her zaman olumlu düşünürler.

Aslında küçükken ben de hayatın gerçeklerini takmıyordum. Büyükleri anlamıyordum, ha bire haberleri izliyorlardı. Hadi haberlerde farklı bir şey olsa karışmam ama her zaman aynı insanlar farklı yerlerde sıkıcı konuşmalar yapıyorlardı. Ne zaman kanal değiştirmek istesem “Olmaz kızım, önemli şeyler anlatıyor.” cevabını alırdım. Bu kadar önemli olan ne olabilirdi ki?

Sokakta yürürken bağırarak kahkaha attığımda veya bağırdığımda “Bağırma kızım.” derdi büyükler. Bağırsam, çığlık atarak konuşsam bence bir şey olmazdı. En fazla ne olabilirdi ki?

Bence evde dikkatli bir şekilde evde top oynasak da bir şey olmazdı, hatta denemiştim. Ama bir şey olmuştu; babamlar bahçedeyken kuzenimle top oynuyordum. Niyeyse dışarıda mis gibi bahçe ve sıcak hava varken içeride oynamayı tercih etmiştik. Topa vurdum ve avizeye geldi, Allah’tan sadece avizenin süsleri kırılmıştı. Avize tavanda sallanıyordu, yani hala yerinde duruyordu ama annemler sanki avize kırılmış gibi kızmıştı. Avizenin taşları kırılsa ne olurdu ki?

Küçük bir çocukken bir sevdaydı zıplamak benim için. Koltukta, yatakta hatta halıdaki desenlerde zıplardım. Her seferinde “Aman kızım in aşağı, aman kızım zıplama aşağı gürültü gidiyor.” diye azarlardı büyükler. Benim zıplamamdan ne olacaktı ki? Bence aşağıdaki komşular anlayışlı insanlardı, bunu anneme söylediğimde; “Olsun kızım gürültü gidiyor, ne gerek var?” derdi. Bence zıplamaya gerek vardı ama bunu anneme bir türlü anlatamamıştım.

Çoğu kişi çocukken aynılarını yaşamıştır. Ben hala küçükken istediklerimin normal şeyler olduğunu düşünüyorum. Ne de olsa küçük bir çocuktum, bunları yaparken tek düşündüğüm ne kadar eğlenceli olduklarıydı!

error: Yazılarımı sitemden takip edebilirsiniz, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu gereği yazılarım kopyalanamaz.