Öküzün Ressamlığı

“Of, of. Bu da olmadı. Ne zaman Pablo Picasso gibi güzel resim çizeceğim? Asla! Çünkü o bir deha. Ben de keşke bir deha olabilsem. Ama ben daha kırlarda otlayan bir öküzün resmini bile çizmeyi beceremiyorum. Aman boş versene, gören de deli sanacak. Haha. Kendi kendime konuşup duruyorum.”

Beş dakika boyunca resmime baktım. Sonra da öfkeyle paletimi tuvalin altındaki yere asıp çantamdan gazozumu çıkardım. Sandviçimi de aldım ve sandalyeye oturup yemeye başladım. Yerken de bir yandan resmime bakıyordum. Daha aradan iki dakika geçmeden resim çizemediğim için sinirlerim bozuldu ve birden yerimden fırladım. Sandalyemi resmimin zıt yönüne doğru çevirdim ve sakin olmaya çalıştım.

Biraz sonra arkamdan bazı seslerin geldiğini işittim. Hışımla arkamı döndüm. Bir de ne göreyim! Öküz, kuyruğu ile paletteki bütün boyaları karıştırıp, kuyruğunu resmin üzerinde gezdiriyordu. Aslında renklerin karmaşası güzel bir görüntü oluşturmuştu.

Bu fırsat hiç kaçırılır mı? Resmimi alıp kasabaya koştum. Avazım çıktığı kadar bağırıyordum:

– Resmime bakın! Resmime bakın, diye. Eee, neredeyse herkes elli yaşlarında bir adamın, yollarda elinde bir resim ile koşmasına hayret edip, peşimden geliyorlardı.

Kasabanın meydanına gelince durdum. Kalabalığın önünde resmimi kaldırıp “İmza isteyen var mı?” diye bağırdım.

Yıllardır bu anı bekliyordum. Etraf çok kalabalık değildi ama ben yine de imzamı attım.

 

2 x 2 TAKIMI – YAZ TATİLİ – Bölüm 1 : Deniz

 Deniz o sabah çok heyecanlıydı. Bir an önce saatin on iki olmasını istiyordu. Çünkü bilim fuarında arkadaşları (2×2 takımıyla) bul
uşacaktı. Deniz 2×2’nin başkanıydı. Hızlıca kahvaltısını yaptı ve giyindi. Sonra sırt çantasını hazırlamaya başladı. Kız, çanta hazırlamak konusunda çok özenliydi. Çantasının içinde acil durum spreyi, uzun kalın bir halat ve bir matara su da vardı. Daha ne olabileceğini siz düşünün 🙂

Deniz, nişan almakta çok yetenekliydi. Bu yüzden yapmayı sevdikleri arasında ok atmak da vardı. Maceralı şeyleri yapmaya bayılıyordu. Daha önce 10 metrelik bir tırmanma duvarına tırmanmıştı. Çok korkmuştu. Ama o zaman 8 yaşındaydı, şimdi ise 10 yaşında.

Deniz hızlıca hazırlanıp evden çıktı. Otobüsle bilim fuarına gitti.


DEVAMINI OKU – BÖLÜM 2 : Sedef


 

2 x 2 TAKIMI – YAZ TATİLİ – Bölüm 2 : Sedef

O sabah normal bir sabahmış gibi kalktı. Saate baktı. Saat 10’du. Sedef asla bir yerlere geç kalmayı sevmez. Özellikle arkadaşlarıyla buluşacaksa hiç sevmez.

Hızlı giyinmeye çalıştı. Neden mi? Çünkü Sedef dış görünümüne önem veren bir insandı. Kocaman bir gardrobu ve içinde bir sürü kıyafeti vardı. Bazen ne giyeceğine karar veremez, bütün giysilerini denedi. Ama biraz kurnazdı. 8 yaşında olduğu için grubun en küçüğüydü. Bu yüzden şirin bir çocuk elbisesi giydi. Belki daha küçüğüm diye bir bahane uydurup Ahmet’in emirlerini dinlemek zorunda olmazdı. Bu sefer hızlıca giyinip çantasına bir tane roman koyduktan sonra evden çıktı.

Sedef evlerinin yakınındaki büfede Melih’i bekliyordu. Melih’le yakın oturuyorlardı. Onları bilim fuarına Melih’in abisi bırakacaktı.


DEVAMINI OKU – Bölüm 3 : Melih


 

2 x 2 TAKIMI – YAZ TATİLİ – Bölüm 3 : Melih

Sabah saat 9’da yataktan sıçradı. Normalde 8’de kalkması gerekirken 9 da kalkmıştı. Melih uyku düzenine önem veren bir çocuktu. O da Sedef gibi kitap okumayı çok severdi. Ama giyinirken dış görünüşüne değil, hava durumuna bakardı. Bu yüzden hızlıca hazırlandı. Matematiği 9 yaşındayken 80’di. Şimdi 11 yaşındaydı ve Matematiği 100. Grubun en büyüğü olduğu için Ahmet, Melih’i kıskanıyordu.

Hemen hazırlandı. Çantasına genellikle arkadaşlarının getirmeyi unuttuğu şeyi (cüzdan, içi para dolu) yanına fazlasıyla aldı. Tahminine göre arkadaşlarına öğle yemeğini yine o ısmarlayacaktı! Son bir yıldır yemekler Melih’ten soruluyordu.

1 litre su aldıktan sonra hemen evden çıktı. Ağabeyiyle beraber Sedef’i büfeden almaya gittiler.


DEVAMINI OKU – Bölüm 4 : Ahmet


 

2 x 2 TAKIMI – YAZ TATİLİ – Bölüm 4 : Ahmet

Saat 11:30’da kalktı. Hazırlanması beş dakika bile sürmedi. Ama yanına Game Pad’ini da almayı unutmadı. Gece yarısında hala bilgisayarda oyun oynuyordu. Neredeyse tek yaptığı şey, bilgisayar oyun, oyun ve oyun. Biraz şımarık bir yapısı vardı. Kuzeni Sedef’e hiç benzemiyordu. Zaten grubun ismi 2×2 olsun diye Deniz Ahmet’i gruba zorla almıştı. Ama iyi yanları da vardı. Çözüm bulmakta ustaydı. Tembel olmasa aslında çok iyi bir insandı.

Hemen metroya binip bilim fuarına gitti.


DEVAMINI OKU – Bölüm 5 : Bilim Fuarı


 

 

2 x 2 TAKIMI – YAZ TATİLİ – Bölüm 5 : Bilim Fuarı

Deniz, bilim fuarına geldiğinde daha arkadaşlarından hiçbiri gelmemişti. Deniz geç kalmadığına çok sevinmişti. Oradaki kırmızı banka oturdu ve Melih’i aradı.

– Neredesiniz? diye sordu.

Melih:

– Bilim fuarının ön kapısındayız, dedi.

Ardından Sedef, Melih’in elini bıraktığı gibi hızla koşmaya başladı. Melih’in ödü patladı. Hızlıca Sedef’in peşinden koşmaya başladı. Ama kız o kadar hızlı koşuyordu ki aralarında beş metre vardı. Melih aniden Sedef’i kaybetti. Korkuyla sağına soluna bakmaya başladı. Kalbi, Sedef’i kaybetme korkusuyla yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu.  Sonra üç metre ötesindeki bankta Sedef’i, Deniz’in kucağında otururken gördü. Melih düşüncelere dalmış kırmızı banka bakıyorken, kızlar aynı anda, “Melih” diye bağırdılar. Melih’in içi rahatladı. Arkadaşlarının yanına banka oturdu. Bankta otururken Sedef romanını okudu, Deniz ve Melih de içeride ne görebilecekleri hakkında konuştular.

Yarım saat sonra Ahmet ağır ağır yürüyerek bankın yanına geldi.

Sedef:

– Çok şükür kaplumbağa Ahmet de gelebildi, dedi.

Ahmet önemsemez bir tavırla:

– Ha, ha, haaa! dedi.

Sedef ile Ahmet laf atışması yaparken, Deniz’in gözü yan bankta oturan dedektif kıyafetli adama kaydı. Adam çocuklara kulak kabartıyor, sonra da defterine bir şeyler yazıyordu.

Deniz adama pek aldırmadı.

Bilim fuarı, Sedef ve Ahmet’in pek ilgisini çekmediği için Sedef o kırmızı bankta oturup romanını okumaya devam etti. Ahmet isi ne yapabilirdi ki? Yakında bir internet cafe bulup orada biraz takıldı.


DEVAMINI OKU – Bölüm 6 : Gizemli Adam


 

2 x 2 TAKIMI – YAZ TATİLİ – Bölüm 6 : Gizemli Adam

İçeride de o adam onları takip ediyordu. Deniz adama sinir oldu. Melih ne zaman bir şey söylese adam hemen not ediyordu. Bir ara kaygan bir yoldan geçerlerken adam “Gümm!” diye düştü. Deniz içinden derin bir “Oh!” dedi. Melih’in de gürültüden ödü koptu.

Deniz yere eğildi, bağcığını bağladı. Ardından Melih’i kolundan tuttuğu gibi dışarı çıkardı.

Dışarı çıkınca Melih, Deniz’e sinirlenmişti.

–  O kadar sıra bekleyip içeri girdik. Neden şimdi dışarı çıktık?

– Çünkü o adamı sen de gördün. Defterine sürekli bir şey yazıyordu. Ama biz susunca o da bir şey yazmıyordu. Bu yüzden şüphelendim. Şansıma adam yere düştü. Ben de bağcığımı açıp yeniden bağladım ve ayağa kalkarken defterini aldım.

– Pekiyi ya defterde ne yazıyor o zaman?

– Ona da kulübede bakarız.

Melih, Ahmet’i aradı. Sonra da Sedef çığlık atarak yerinden fırladı. Melih; “Ne oldu?” dedi.

– Bank aniden titredi, dedi küçük kız.


DEVAM EDECEK


 

Yeni yazılardan haberdar olmak için abone olun!
Loading

4 KUZEN TAKIMI

BÖLÜM 1 – ORMAN

– Ecem, hadi gel, korkak olma!

– Be-benn ko-ko-korkak değilim. Sa-sadece ormanları sevmiyorum. A-ayrıca se-sende bazı şeylerden korkuyorsun Deniz.

– Sana boşuna demedik biz de gelelim diye Ecem.

Dört kuzen, gece evden kaçıp ormana gelmişlerdi. Çünkü Deniz telefonunu sabah ormana pikniğe gittiklerinde kaybetmişti. Onu bulmaları gerekiyordu.

– Mehmet, Ali  ve Ecem, hanginiz telefonunu yanına aldı?

– Ben aldım, dedi Mehmet. Aralarında en cüsseli olan oydu.

– O zaman benim telefonumu çaldır!!!

– Tamam, sakin ol, dedi Ali. Ses şuradaki labirentten geliyor.

– Deniz, bu arada Ecem nerede? dedi Mehmet, ikizinin kaybolmasından korkarak.

– Buradayım, diye tırsmış bir ses geldi.

Hemen ardından labirente girdiler.

– Sakın birbirimizden ayrılmayalım. Şimdi yoklama yapacağım.

– Mehmet!

– Burada!

– Ali!

– Burada!

– Ecem!

Cevap yok. O sırada önlerindeki çıkmaz duvarda kocaman bir dikdörtgen belirdi. Bu dikdörtgen o kadar parlaktı ki, Mehmet bile gözlerini açamadı. O sırada biri yere yığıldı. Ama çok aydınlık olduğu için onun kim olduğunu bilemiyorlardı.

Dikdörtgen geldiği gibi kayboldu. Deniz’in el fenerini yere doğrultup çığlık atması bir oldu. Çığlık atmasıyla Ali ve Mehmet yerlerinden sıçradılar. Onlar da yere bakınca Mehmet:

– Olamaz, dedi.

Ecem, toz toprak içinde yerde yatıyordu. Ali hemen Ecem’i doğrulttu ve;

– Galiba bayılmış, dedi.

On beş dakika sonra Ecem iniltiler çıkararak uyandı. Mehmet;

– İyi misin? diye sordu. Kız cevap verdi;

– İyiyim. Bir çukura düşmüştüm. Sonra çok parlak bir üçgen belirdi ve beni içine çekti. Kendimi aşağıya düşüyor gibi hissettim. Sonra beyaz zırhlı bir şövalye mavi, tıpkı elmas gibi parlayan bir kılıçla bir dikdörtgen çizdi. Çizerken ben galiba bayılmışım.

BÖLÜM 2 – BU NE BÖYLE?

– Ali, neredesin? dedi Deniz.

– Bir türlü bir arada duramıyoruz!

– Benim karnım gurulduyor.

– Bebek gibisin Ecem!

– Sinirlenme Deniz.

İşte Mehmet cümlesini bitirdiği anda, ağaçlardan en büyüğünün üstünde bir daire belirdi.

– Yine mi? dedi Deniz.

O sırada beyaz zırhlı, parlak elmas gibi bir kılıcı olan şövalye üç çocuğu tuttuğu gibi dairenin içine çekti.

– İmdat! dedi Deniz. Ardından etraf çok karanlık olduğu için hepsi gözlerini kapattı.

Mehmet gözünü açtığında kendisini bir yarasanın üzerinde buldu. Var gücüyle bağırmak istedi ama tir tir titrediği için  beceremedi. Deniz’i uyandırmaya çalıştı.

Deniz gözünü açtığında, “Ne oldu?” diye sordu. Mehmet yan taraflarındaki yarasanın üstünü gösterdi.

Eren gözünü açtığında zırhlı şövalyenin kucağında olduğunu gördü. Kalktığında ise bir yarasanın üstünde olduğunu anladı.

– Neredeyiz biz? diye zırhlı şövalyeye sordu.

– Devler ülkesinin en ıssız adasındayız.

Ardından yandaki yarasa onlara doğru yaklaştı ve zırhlı şövalyeyle birlikte yarasaya atladılar.

BÖLÜM 3 – GİZEMLİ ADA

– Burada başka canlı var mı?

– Nerede uyuyacağız?

– Ali nerede?

– Buradan nasıl kurtulacağız?

– Ben çok acıktım!

Diyordu 3 kuzen. Her kafadan ayrı ayrı ses çıkıyordu.

– Tamam, yeter! dedi zırhlı şövalye. Burada başka canlı yok ama ölü var!

– Neee! diye bağırdı üç kuzen.

– Ali’yi kara şövalye çaldı. Buraya onu kurtarmaya geldik.

– Ve burada ölüler olduğu için ölü yiyecekleri var.

Ardından şövalye bir kare çizdi, sonra tek tek içine atladılar.

Kendilerini bir geminin içinde buldular. Karşılarında yine aynı ada vardı.

Gemi yavaş yavaş batmaya başladı. Şövalye:

– Olamaz,  deyip bir daire çizdi ve yine adadalardı.

– Buradan kurtuluş yok, dedi şövalye.  Mehmet çantasından 4 tane elma çıkardı. Kuzenlerine verdikten sonra Ali’nin hakkını da şövalyeye verdi. Şövalye teşekkür etti. Suları yoktu, evleri yoktu. Ama şövalye bir ağacın tepesine çıkıp havaya büyük bir ev çizdi. Sonra ev birden belirdi. Sonra bir fıçı çizdi ve içine de su çizdi. Ve;

– Bunlarla idare edelim. Bir, iki gün sonra size güçlerinizi öğreteceğim, kara şövalyeyi yenmemiz gerekiyor.

Üç kuzenin ağızları kulaklarına vardı.

DEVAM EDECEK!

Prenses Benkıs

Gözlerimi açtığımda etrafımda bir sürü mantar vardı. Ama içlerinde en hoşuma gideni çok süslü bir mantardı. Sonra o süslü mantar yanıma yaklaştı ve beni havaya kaldırdı.

– İşte prensesimiz, dedi.

Çok heyecanlanmıştım.

Şimdi ise 18 yaşımdayım. O zamandan beri babamı hiç görmedim.Acaba o nasıl biriydi? Annem ona benzediğimi söyler. Babamı annemler yeni evlendiğinde olan bir savaşta kaybetmişiz. Savaşta 15 tane karga bize saldırmış. Kargaların elebaşı babamı kaptığı gibi götürmüş…

Yarın hayatımın en önemli yarışması var; Güzellik Yarışması. Babam ile annem bu yarışmaya katılmışlar. Ve bütün mantarlar arasından en güzeli babam seçilmiş.

Sabah erkenden kalktım. 4 yıldım yaşım tutmadığı için bu yarışmaya giremiyordum. Ama bu yıl girdim. Hemen hazırlanıp otobüse bindim. Prenses olduğum belli olmasın diye üstüme siyah pelerinimi giyip kapşonumu yüzüme kapatmıştım.

Yarışmaya gelince hemen elli birinci kartı alıp yerime geçtim. İlk sekiz turu da geçtim. Dokuzuncu turu da çok zor geçtim. Sıra onuncu tura gelmişti. Bu final demekti. Sadece KaraMan ile ben kalmıştım. KaraMan siyah bir mantar olduğu için makyajını da siyah yapıyordu. Ama gerçekten çok güzeldi. Onu çok kıskandım. Biri bana dokunsa ağlayabilirdim. Yarım saat sonra içeri ProMan girdi. Meğerse KaraMan hile yapıp üzerine güzellik iksiri dökmüş. Böylece yarışmayı ben kazanmıştım 🙂

Tavşan Taki

 

O gün hava çok sıcaktı. Taki, Mırnav ve Lala ile oynuyordu. Sonra Mırnav’ın arkadaşı Kake gelince, Mırnav Kake’yle oynamaya başladı. Ardından Lala;

– Eyvah, şimdi köy okulundaki öğrenciler çıkacak. Koş Taki, dedi. Taki de:

– Ne olacak ki, diye yanıt verdi Taki. Ardından zil çaldı. Çocuklar Taki’yi fark etmeyip üzerine koşmaya başladılar. Taki de korktuğum için kaçamadı. Çocuklar Taki’yi   tekmelediler. Meğerse Minik’de onları uzaktan gözlüyormuş. Koştura koştura Lala’nın yanına geldi. Ve;

– Taki’nin başı dertte! Biri Taki’yi tekmeledi, dediği zaman, Lala:

– Nerede, diye sordu.

– Okulun kapısının önünde.

– Teşekkür ederim Minik. Sen burada bekle. Ben Taki’ye yardım etmeye gideceğim.

Lala, saklana saklana okulun kapısının önüne gitti ve bir kız çocuğunun Taki’yi alıp kendi evine götürdüğünü gördü. Taki, yarı uykulu yarı bayılmış bir şekilde duruyordu. Ardından kız koşarak eve gitti. Lala Taki’ye bir şey olabilir korkusuyla titremeye başladı.

Kız, Tavşan Taki’yi eve getirdiğinde annesi;

– İyi yapmışsın. Hayvanlara yardım etmek güzel bir şey, dedi ve kız annesiyle birlikte Taki’nin yaralı bacağını sardı. Sonra bir kutunun içine bebek battaniyesi serip tavşan Taki’yi kutuya koydular. Kutuyu da sobanın yanına koydular. Ve her gün bacağını kontrol ettiler.

Bir hafta sonra Taki iyileşmişti. Tavşan Taki koşa koşa Lala ve Minik’in yanına gitti. Ve olanları anlattı. Bundan sonra mutlu yaşadılar.

Üzgün Ceket

Bir mağazanın vitrininde duruyordum. Üzerimdeki resimde gökkuşaklarından arabalara kadar her şey vardı. Ama ilk günümde kimse beni almak istemedi. Ben biraz üzüldüm.

İkinci gün güzel bir kadın beni eline aldı ve incelemeye başladı. Yüzünde bir gülümseme vardı. Galiba beni beğenmişti. Biraz daha alışveriş yaptıktan sonra beni kasaya götürdü.

Güzel kadın, “Hediye paketi yapabilir misiniz?” diye sordu. Kasiyer, “Evet, yapabiliriz.” dedi.

Hemen ardından etiketimi çıkarıp beni süslü bir pakete koydu. Her yer karanlıktı, bu yüzden hiçbir şey göremiyordum.

Birkaç saat sonra çocuk çığlıkları duydum.  “Aç, aç” diye bağırıyorlardı. O anda bir çocuğun doğum gününde olduğumu anladım.

En sonunda paketten çıkarıldım. Doğum günü meğerse ormanda kutlanıyormuş. 6 yaşındaki bir kız çocuğu beni eline aldı. Annesine götürdü. “Aslı yengem bunu bana almış. Ama işi olduğu için gitti.” dedi. Ardından köpek kulübesinin yanında duran hediyelerin arasına beni koydu. Arkadaşlarıyla top oynamaya gitti.

Aniden köpek benim kolumdan tutup kulübesine aldı.Çok korktum. Çünkü çamurlanmıştım.

Bir saat sonra doğum günü partisi bitti ve beni o çamurun içinde unuttular. Artık her zaman üzgündüm…

Kim bilir, ormandaki  köpek kulübesinin içindeki çamurlu o ceket belki de hala oradadır.

error: Yazılarımı sitemden takip edebilirsiniz, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu gereği yazılarım kopyalanamaz.